8 Aralık 2019 Pazar

kitap: ben, kirke - madeline miller

düşüncelerimi iki yüz seksen karakterden daha uzun olacak şekilde toparlamaya çalışmayalı o kadar uzun zaman oldu ki, şimdilik en iyi beklentim okuduklarınız sonrası suratınızda kekremsi bir ifade oluşmaması. ufkunuz doksan beş katına çıkar, gülerken düşünüp üstüne hah hah hayt diye bir daha gülerseniz de cabası. [uzatmasan diyorum cnm?]


***





yunan mitolojisi sevenlerin iyi bileceği, odyssea'da bahsedilen helios'un kızı, aiaie cadısı kirke'nin hikayesinin derinlerine iniyoruz fakat yazarın da bahsettiği gibi en sevdiği vakit geçirme biçimi kadınlara haddini bildirmek olan ozanların anlattığından çok farklı şekilde.


tanrılarla insanların hırs, intikam, şöhret ya da aşk gibi ortak paydalarda buluşup dünyanın düzenine şekil verdikleri [ya da çomak soktukları mı desek?] dönemlerde kirke'nin de olanlardan nasibini almaması düşünülemez tabii. kirke seviyor, üzülüyor, kızıyor, isyan ediyor, korumaya çalışıyor; biz okuyuculara da kirke'yle birlikte adanın kumsalında çıplak ayak yürümek, dikenlere takılmasın diye eteklerimizi toplamak, dokuma tezgahına hayallerimizi döşemek ve salondaki gümüş kenarlıklı koltukta oturup olanları izlemek kalıyor.


ithaki yayınları'ndan, 404 sayfa.

4 Ocak 2015 Pazar

kitap: renksiz tsukuru tazaki'nin hac yılları - haruki murakami

ruh sağlığım hallaç pamuğu gibi dövülerek oradan oraya fırlatılırken, rahatlamak adına yaptığım bazı eylemler vardır ki bunların en ekstremi kontrolsüz alışveriştir. kredi kartı limitinin münasip olmayan yerlerime kaçacağını ya da cebimde o ayı kurtarmaya yetecek paranın olmamasını düşünmeden kendimi avmye atar, giyim, kozmetik ya da basılı yayın alışverişinde kaybolurum.


işte bu kitap da öyle bir cinnetin sonucu, insanın kitabı değil kitabın insanı seçtiğinin güzel bir kanıtı.





haruki murakami'yle tanışmam imkansızın şarkısı adlı kitapla olmuştu ve açıkçası sevmemiştim. sanatsal çekik ürünlerinde var olan konu dağınıklığı ve olayların havada kalıp alakasız bir şekilde nihayete ermesi durumu bu kitapta da vardı. tabii ki aynı kuyuya defalarca düşüp farklı bir suyla karşılaşmayı uman ben için başka bir murakami kitabına şans vermek şaşırtıcı olmadı.


AMA
BU
SEFER
FARKLI
SU
BULDUM.

^___^


lisede beş kişilik bir arkadaş grubunun parçası olan tsukuru tazaki'nin, beklenmedik bir olayla gruptan kopuşunu ve bu kopuştan sonra hayatının aldığı şekli anlatan akıcı bir kitaptı. yer yer tsukuru'nun sanrılarına kapılıp şüpheye düşsem de, olayın istediğim sonunu öğrenemesem de güzeldi evet. güzeldi çünkü kitap beni seçmişti, hayatımın bu döneminde yer alan benzer bir durumu içeriyordu ve bağ kurmuştum. özetle: GÜZELDİ. benim için öyleydi.



doğan kitap'tan, 316 sayfa.

12 Ekim 2014 Pazar

anime: free! - iwatobi swim club & free! - eternal summer

ÖHEHEHÖEHE

ay her yeri toz kaplamış, temiz bulduğunuz bir yere oturuverin artık.


***


sevgili hanımlar, hanımsılar ve beyler [son kitlenin varlığından şüpheliyim.], bugün inceleyeceğimiz anime free! a.k.a cıbır cıbır kaslı maslı yüzücü oğlanlar. *___*




ilk okuldaki yüzme kulübünde bir araya gelen ve tesadüf eseri hepsi de kız isimlerine sahip olan dört erkek arkadaş; rin, haruka, makoto ve nagisa, turnuvadaki takım yarışını kazandıktan sonra rin'in avusturalya'daki yüzücülük okuluna gitmesiyle ayrı düşmüştür. lise yıllarında yüzme kulübü için tekrar bir araya gelen haruka, makoto ve nagisa'yla, avusturalya'dan dönen rin'in ilişkileri acaba eskisi gibi olabilecek midir?

işte iki sezon 25 bölümle [+3 sıpeşıl bölüm] yüzmeye, takım ruhuna, karakterlerin bolca iç hesaplaşmasına ve tabii ki bol bol kaslı oğlana maruz kaldığımız animemizin özeti bu.


karakterle gelecek olursak:

nanase haruka





bulduğu her su birikintisine balıklama atlamaya hazır, sadece kendi isteği için serbest stil yüzen, uskumru delisi umursamaz oğlan. bayık bakışlarıyla niye bu uyuzu ana karakter yapmışlar anlayabilmiş değilim.

tachibana makoto





aiii o bir tatlış, o bir minnoş, o bir pamuklara sarılası sarmalanası oğlan! ^___^ bir o kadar nazik ve sorumluluk sahibi, ayrıca iwatobi yüzme kulübü'nün kaptanı. branşı: sırt üstü

hazuki nagisa





grubu lisede yeniden bir araya getiren, yemek düşkünü, haşarı oğlan. branşı: kurbağalama

ryugazaki rei





nagisa'nın yoğun ısrarları sonucu atletizm kulübünden transfer olmuş, teoride zehir gibi ama pratikte tekleyebilen oğlan. kendini geliştirmek için verdiği çaba takdir edilesi. branşı: kelebek

matsuoka rin





babasının hayalinin peşinden koşarken kafayı sıyırmış ancak yoğun dostluk terapisiyle özüne dönen oğlan. haruka'ya dinmeyen bir tutkusu ve keskin dişleri var. branşı: kelebek

matsuoka gou







rin'in kız kardeşi, iwatobi yüzme kulübü'nün menajeri, mikoshiba biraderlerin göz bebeği. turnuvaların ustası, kaslı oğlanların hastası.

oğlanları çalıştıran koç sasabe, danışmanları ama-chan sensei, mikoshiba biraderler, rin'e hayran nitori ve rin'in ilkokuldan arkadaşı sousuke gibi yan karakterleri de unutmamak lazım tabii.


***


gürültülü openinglerine karşın eğlenceli endingleri olan iki sezon da, çizimleri ve hikaye kurgusundaki bazı noktalarla (4+1 kişilik kadro, yarışmalara katılma, kulübe yeni eleman bulma zorunluluğu, hafiften sayko bir sensei) k-on serisini hatırlattı.


s01 opening:



s01 ending:



s02 opening:



s02 ending:



***


eğer "olay değil durum animesi izlemek istiyorum, abartılmış fekat bir o kadar bayık bromance beni büyülüyor! *___*" diyorsanız, online izlemek için şoraya ve şoraya, arşivleyerek izlemek için şoraya ve şoraya ışınlanınız.


nöt: iki izleme seçeneğindeki çeviriler farklı fansub gruplarına ait. kimsenin emeğine laf etmek istemem ama online seçenekteki fansubda çeviri notu adı altında espri ve tespit kasılması, yazı tipini okumadaki zorluk ve bariz yazım hataları, ekrandan geçen her yazıyı okumak gibi bir takıntısı olan beni rahatsız etti. diğer seçenekte ise rahat okunabilen bir alt yazı ve yazım hatalarından büyük oranda arınmış bir çeviri var. tercih sizin ama belirtmekte fayda var diye düşündüm. afiyet olsun. ^.^

30 Aralık 2013 Pazartesi

müzik: serebro - malo tebya

eğer yaşlı, gey ya da yaşlı bir gey diilseniz bu kızları 2007 öğrovizyon'daki maceraları yerine avrupa bu kızları konuşuyor adlı -aslında mama luba şarkılarına ait- videodan tanımanız gayet normal.

elena temnikova, olga seryabkina ve dasha shashina adlı 3 kızdan müteşekkil pop / pop rock / elektronik grubu olan serebro, günümüze kadar 2 grup elemanı değiştirerek şu anki şeklini almış.


dasha - olga - elena


bahsi geçen şarkı malo tebya ise dasha'dan önceki eleman anastasia karpova ile kaydedilip kliplendirilmiş.




müziğe eyleyecek kelam yok: sağlam altyapı ve güzel vokallerle, insanda replay tuşuyla rızası olmadan ilişkiye girme isteği uyandıran bir elektro dans şarkısı.

ama genel olarak eleştirecek olursam:

* kızların neredeyse tüm videolarına orantısız cinsellik hakim. tamam ablacım, sex sells ama her fırsatta göze sokarsan o memintoların, o popişkoların samandan farkı kalmıyor.

* olga ve elena arasındaki aşırı samimiyet insana grubun genelinde bir sorun varmış gibi hissettiriyor. tüm şarkıyı ikisi söyleyecek ve videoda fark edilebileceği üzere diğer elemanı dışlayacaklarsa trio olmanın ne alemi var? sadece kaynak israfı.

* son olarak: ABİCİM O KEDİLERLE NAPIYONUZ SİZ YEA? videonun kamera arkası görüntülerinde izlenebileceği üzere olga'nın bir sahnesinde kedi yavrularını tepeden atıyor adamlar. bildiğiniz uçmuşlar yani.


neyse, izleyip / dinleyip siz değerlendirin bir de.

8 Kasım 2013 Cuma

müzik: from sugababes to mks vol. III

kızlar solo kariyerlerine odaklanmışlar dedik ama unuttukları bir şey varmış: gruptan ayrılıp solo kariyere başlayan eleman laneti.

henüz justin timberlake, robbie williams, beyonce gibi sayılı isimlerin kırabildiği bu lanetin nice genç kızları, yağız delikanlıları bozuk para gibi harcadığını gören kızlarımız derin düşüncelere dalmışlar.

bu süreç içerisinde birleşmelerine mucize gözüyle bakılan all saints ve sürekli birleşme dedikoduları çıkarılan efsanevi spice girls gibi grupların bir araya gelmesiyle, orijinal sugababes hayranlarını bir huzursuzluk almış. diğer gruplardan gelen albüm ve konser haberlerini duydukça ANNE ORİJİNAL KADRO NİYE BİRLEŞİP ALBÜM YAPMIYOR, BİZDE NİYE YOK? diye söylenmeye başlamışlar.

bu gerçeklere kayıtsız kalamayan kızlar, paraların da suyunu çekmesiyle gizliden birleşme çalışmalarına başlamışlar. önce yeni grup için bir isim bulmak lazımmış tabii. özhakikisugababes olarak dönmeye karar vermişler ama neyse ki kebap salonu işletmeyeceklerinin farkına varıp vazgeçmişler. bunun üzerine ayol insanlar bizi ismimizle çağıramayacakları için sugababes olduk, varsınlar şimdi öyle çağırsınlar diyerek mutya keisha siobhan isminde karar kılmışlar ve temmuz 2012'de bir araya geldiklerini resmen açıklamışlar. böylece sugababes, onları ilk defa bir araya getiren proje olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almış.



uzun çalışmalar sonucu eylül 2013'te ilk teklileri flatline ile geri dönen kızlar, 2013 yılbaşından beri bir çok canlı performansla da hayranlarını sevindirmişler. şu sıralar mini bir ingiltere turuna çıkan kızlarımıza kavga dövüşsüz uzuuun bir birliktelik ve boool bol liste başarısı diliyorum. amin. ♥♥♥





***


nöt: gelelim beni bu külliyatı yazmak için coşturan performansa. akustiğin sadeliği mi desem, siobhan'un yumuşacık vokali mi desem yoksa kızların vokalleri arasındaki harika uyum mu desem?




seviyorum be sizi, iyi ki birleştiniz. ♥

6 Kasım 2013 Çarşamba

müzik: from sugababes to mks vol. II

ingilteremanya halkı yeni sugaları sevmemiş dedik ama eskilere nolmuş aceba?

bunu bilemeyecek ne var; her müzik grubundan ayrılan eleman gibi onlar da solo kariyerlerine yönelmişler.



siobhan 2003'te revolution in me, 2007'de ghosts albümlerini yayınlamış. ilk teklisi overrated ile bir miktar başarı yakalasa da, ghosts albümündeki afrika kabile esintileri başına dert olmuş. albüm, gençleri kara büyüye özendirdiği gerekçesiyle ingilteremanya gençlik ve spor bakanlığı tarafından yasaklanmış.

ayrıca bkz: overrated / twist of fate - revolution in me

don't give it up / so you say - ghosts



mutya ise çocuğunu büyütüp stüdyonun yolunu tutmuş ve 2007'de real girl albümünü yayınlamış. listelerde umduğunu bulamayan bu çekik kızımız, bunun üzerine ingilteremanya'nın pitbull'u olmaya karar vermiş. düet var dediler geldik cümlesini kendine şiar edinen mutya, çeşitli sanatçılara mezzo soprano vokaliyle destek vermiş.

ayrıca bkz: ♥ this is not real love ♥ (ft. george michael) / real girl / b boy baby (ft. amy winehouse) - real girl



gelelim keisha'ya... gelen-giden tüm kızların bin bir türlü ahını aldığından olsa gerek, bu zavallı kızımız solo çıkış yapmaya fırsat bile bulamamış. kızımızın ekşınları bir kaç şarkı kaydı ve performanstan öteye gidememiş.

ayrıca bkz: gimme pressure / ♥ fearless ♥ / under control

***

peki bu kızlar sonrasında ne yapmış? olmadı deyip el el üstünde, el de şey üstünde sorutmuşlar mı?
yoksa başarısızlıklarından ders alıp atağa mı kalkmışlar?

hepsi bir sonraki yazıda.

4 Kasım 2013 Pazartesi

müzik: from sugababes to mks vol. I

bir zamanlar teee ingilteremanyalarda 3 küçük kız yaşarmış.

mutya, keisha ve siobhan adındaki bu kızlar, yaşıtları evcilik oynar, ip atlar, simon emily'yi seviyoooğğğ eheee diye ebik gübük işler peşinde koşar iken kalkmışlar, bir araya gelip kendilerini müzikal çalışmalara vermişler.

grup olarak sugababes adını alan kızlar, 2000 yılında ilk teklileri overload'u yayınlamışlar.


ingilteremanya halkı şarkının klibini görünce aaa ne denişik aynı benetton reklamı gibi, pek cici ayol, şarkı da pek güzel diyerek bunları bağrına basmış.

version 1.0 / keisha - siobhan - mutya

ama grup ilk albüm one touch için turnedeyken olan olmuş. siobhan moda alanında kariyer yapmak için gruptan ayrılmak istediğini söylemiş. aslında zavallı kız, keisha'nın türlü çin işkencelerine dayanamayarak depresyona girmiş, o yüzden ayrılıyormuş.

ayrıca bkz: new year / ♥ run for cover ♥ / soul sound - one touch

version 2.0 / mutya - heidi - keisha

grup siobhan'un yerine gelen heidi ile yoluna devam edip sırasıyla angels with dirty faces, three ve taller in more ways albümlerini yayınlamış, taaa ki 2005 yılına kadar. o yıl anne olan mutya, o konser senin bu program benim gezerken el kadar sabi bakıcı kucağında rezil olacak deyip gruptan ayrılma kararı almış. asıl sebep olarak ise yine bu keisha'nın çekememezliği ve doğum sonrası aşırı genişleyen rahim sendromu dedikodusu kulislerde fır dönüyormuş.

ayrıca bkz: freak like me / round round / stronger / shape - angels with dirty faces

push the button / ♥ ugly ♥  - taller in more ways

version 3.0 / amelle - keisha - heidi

grup bu sefer mutya'nın yerine gelen amelle ile hemen kolları sıvayıp, 1-2 ekleme ve deniştirme sonrası taller in more ways albümünü yeniden yayınlamış. sonrasında ise overloaded: the singles collection adlı derleme albümü, change, catfights and spotlights albümlerini yayınlamış.

ama grubun üstüne kara bulutlar çökmüş bir kere. bu arada kızlar bir sonraki albümleri sweet 7 üzerinde çalışıyorlarmış. hatta ilk teklileri get sexy'yi yayınlamış, ikinci teklileri about a girl'ün klip çekimlerine hazırlanıyorlarmış ki aniden bir gerçeği fark etmişler: bu keisha'da bir uğursuzluk varmış. bir cinnet anında ay sen ne cenabet karısın, kimsede huzur bırakmadın gudubeeeaaathhh diyerek keisha'yı da kapı dışarı etmişler.

ayrıca bkz: red dress / follow me home - taller in more ways

easy - overloaded: the singles collection

about you know  / change / denial - change

girls / ♥ no can do ♥ - catfights and spotlights

get sexy - sweet 7

versiyon 4.0 / amelle - jade - heidi

artık eleman değiştirmede çağ atlayan grup bu sefer bünyesine jade'i katmış. grup bu haliyle sweet 7 albümünü ve freedom teklisini yayınlamış ama ingilteremanya halkı elektrik alamamış, saat 5 olsun da kızlarla oturup bir çay içelim dememişler.

ayrıca bkz: ♥ about a girl ♥ / wear my kiss - sweet 7

freedom - freedom

***

peki bizim orijinal kadroya ne olmuş? o da bir sonraki yazıda.

25 Ekim 2013 Cuma

dizi: don't trust the b---- in apartment 23

afili bir tanım yaparak dikkat çekeyim istiyorum amma zavallı kelime dağarcığım, bu diziyi anlatmaya çalışırken adeta cücükleşiyor sevgili okuyucu. o yüzden gel bodoslama konuya dalalım.


senaryo yazarları oturmuş, kendi boyundan büyük umutlarıyla büyük şehre gelen köylü güzeli june ile lakabının hakkını veren azılı bitch chloe'yi ev arkadaşı yaparsak nasıl bir dizi ortaya çıkar diye düşünmüşler ve hayata geçirmişler.

olmuş mu? bombastik olmuş!

***


chloe, bitch kelimesinin sözlükteki birebir karşılığı. kendinden başka kimseyi düşünmeyen, istekleri doğrultusunda hesapsız yaşayan, moral değerleri donuna sokup toz pembe çıkaran, bir o kadar da eğlenceli parti kızı. ken'sini krysten ritter canlandırıyor.


june ise chloe'nin tam tersi. sorumluluklarına bağlı ve düzenli bir ahlak kumkuması. sık sık chloe'nin ekşınlarına maruz kalsa da özünde tam bir brokoli sasılığında. ken'sini dreama walker canlandırıyor.


james van der beek ise james van der beek. chloe'nin kankası, hala dawson's creek'in ekmeğini yiyen, o zamanlardan kalma ününü çeşitli şekillerde değerlendirmeye çalışan kişi.


mark, june'un farklı sektörlerde de olsa hep iş arkadaşı. yüzünü görme şerefine nail olamadığımız şirret kız arkadaşına rağmen june'a umutsuzca yanık. ken'sini eric andre canlandırıyor.


eli, sapık karşı komşu. sürekli pencere önünde yaşıyor izlenimi vermesinin yanı sıra, yeri geldiğinde chloe'nin suç ortaklığı görevini başarıyla yürütüyor. ken'sini michael blaiklock canlandırıyor.


luther, james'in asistanı, edebiyat aşığı, chloe ekşınlarının mağdurlarından. ken'sini ray ford canladırıyor.

***

nötler:

* eğer 2 broke girls'ü izleyip sevdiyseniz bu diziye bayılacaksınız, hatta 2 broke girls sıkıcı bile gelecek.

 * maalesef bu dizi de amarikan muhafazakarlığına kurban gidip iptal edilenlerden. zaten abc yetkilileri iptal için ellerinden geleni yapmışlar sanıyorum, zira yayın sıralamasındaki abartılı karışıklığa başka bir sebep bulamadım. eğer diziyi izleyecek olursanız şo ekşisözlük entarisini dikkate almanızı öneririm.

***

siz de chloe'yle birlikte 20 dakikalığına hayatı donunuzda sallamak istiyorsanız, diziyi online olarak izlemek için şoraya ışınlanınız.

8 Ekim 2013 Salı

dizi: the new normal

el emeği göz nuru capslerimi tıvitir'da paylaşıp, taymlaynınıza ettiğim tecavüzün sadece o kadarcıkla sınırlı kalmayacağını bilmeliydiniz cancanlar.

gün, bryan ve david aşkına; bravid'e tanıklık etme günü! ♥♥♥

***



bebek sahibi olmaya karar veren eşcinsel bir çiftin, taşıyıcı anne ve ailesiyle birlikte genişleyen yaşamlarını anlatan, bebek sahibi olmaya giden süreç içerisinde de aile kavramını ve onu oluşturan etmenleri sorgulayan bir dizi the new normal.

yapımcılığını glee, nip/tuck, american horror story gibi yapımlardan tanıdığımız ryan murphy, ali adler'la birlikte üstlenmiş.

karakterlere gelirsek...

bir adet diva tribindeki tv yapımcısı ve yönetmen bryan collins
bir adet planlı ve programlı jinekolog david sawyer
bir adet ayaklı kuluçka makinesi goldie clemmons
bir adet sahip olduğu ilginç bilgiler, hobiler ve denişik taklitlerle zeka küpü shania clemmons
bir adet geylere yönelik borazan üfleyenler, salam tüttürenler gibi kreatif lakaplar kullanan, ırkçı büyükanne jane forrest a.k.a nana
bir adet yarı drag yarı zürafa asistan rocky rhoades

***

her bir karakteri ya da bölümü uzun uzun açıklayarak, yayınlandığı dönemde her yeni bölümünü izlemek için nasıl yalvardığımı ya da senesi dolmadan tüm bölümleri tekrar izlediğimi anlatabilirdim ama onun yerine şu sahne görselini koymayı tercih ederim.



romantizmin hasosu, mıncırıklığın tepe noktası resmen. sonra vay efendim ben neden yuva kurup çocuk sahibi olmak istiyorum?! [tabii çocuk büyüyüp "baba benim annem kim?" diye sorduğunda "senin annen bir yumurtaydı yavrum." açıklamasını yeterli bulmayacağını düşündüğümden vazgeçiyorum.] insanın kurgu da olsa böyle güzel örnekleri görünce içi durur mu?

***

amarikan muhafazakarlığına kurban giden dizimiz maalesef birinci sezonun sonunda iptal oldu. bu yüzden hoppala paşam, malkara keşan tadında, tüm düğümün çözüldüğü bi final bölümü izledik. glee'den tecrübe ettiğimiz kadarıyla ryan murphy sezonlar ilerledikçe konuyu dağıtıp saçmalama potansiyeline sahip fekat ben bu kocaman ailenin, bebek büyüdükçe toplumda alacağı yeri ve daha önce isimleri geçip cisimleri görünmemiş [bryan'ın 4 erkeksi erkek ve 1 erkeksi kız kardeşi gibi] karakterlerin diziye dahil oluşlarını görmek isterdim. en az 3 sezon olmalıydı yani.

eğer bu uzun, dağınık ve sıkıcı yazı diziye karşı merakınızı hala öldürmediyse, online olarak izlemek için şoraya ışınlanınız.

***

nötler:

* bryan collins karakteri ryan murphy'ye ait otobiyografik özellikler taşımakta.

b(ryan) da, murphy gibi katolik bir ailenin oğlu.
ryan murphy, david miller'la evli ve logan phineas miller adında bir oğulları var.
bryan'ın yapımcısı olduğu dizinin adı sing! ve tahmin edilebileceği üzere dizi glee benzeri.

* dizinin yayın sıralamasında sonlara doğru bir karışıklık var. 7 ve 8. bölümler arasında 18. bölümü izlerseniz problem olmuyor.

* ayrıca dizinin çevirmeni jennifer'a da kendi çapımda bir teşekkürü borç bilirim. ufak tefek hatalar dışında [detaylarla deliren kalbim.mp3] gayet başarılıydı.

1 Ekim 2013 Salı

dizi: queer as folk

bi kere yazacağım dedim ya içime dert oldu hani.
illa bahsetmem lazım.


bitirmemin üzerinden bi miktar zaman geçtiğinden detaylar canlı olarak aklıma diil ama cümlelerimi toparlamaya çalışacağım.


***


dizinin menşei ingiltere fekat biz amarikan versiyonu üzerinde duracağız tabii.




bir grup pittsburg'lü eşcinselin hayatı içerisinde, seks, uyuşturucu kullanımı, aids, eşcinsel birlikteliklerin eşcinsel ve heteroseksüel açıdan algılanışının 5 sezonluk hikayesi diyebiliriz özetle.

karakterlere gelecek olursaaak...

brian kinney: asi çocuk. mikey'nin kankası, justin'in biricik erkeği. hareket eden her şeyle çiftleşebilme yeteneğine sahip, genelde kendi çıkarları peşinde koşan ve ahlaki değerleri tartışılır bir karakter.

michael novotny: mahalledeki efendi oğlan. brian'ı doğru yolda tutmaya çalışan iyilik meleği, anasının kuzusu, düzenli ilişki adamı.

justin taylor: atarlı ergen. istediklerine sahip olmak için elinden geleni yapan ve en büyük isteği de brian olan sarışın.

lindsay peterson: araya sos niyetine serpilmiş lezbiyen çiftin naif parçası. anne, ev hanımı, brian'la aralarında hem duygusal, hem fiziksel bir bağ var.

melanie marcus: lezbiyen çiftin haşin parçası. aktivist, avukat, brian'la tek ortak noktaları ikisinin de birbirinden nefret ediyor olmaları.

ted schmidt: brokoli kadar sası bir karakter. ilgisizliğin insanı tahrip ediciliğine güzel bir örnek.

emmett honeycutt: şehirli ışıltısının yanında taşralı saflığını da koruyabilmiş, en az kıyafetleri kadar renkli bir karakter. bayılınası.

debbie novotny: başta michael olmak üzere çevresindekilerin anası. ağzı bozuk bir aktivist.

ben bruckner: tam bir aile babası, uzak doğu felsefesiyle harmanlanmış entelektüel ve sporcu kişilik.


burası tespit ve eleştirilerin geldiği bölüm.


***spoiler içerebilitesi var***


* genel olarak bakarsak dizinin içeriğinde göze çarpan en temel şey seks, aşırı doz seks. hatta bazı seks sahnelerini izlerken sadece bölümü doldurmak için konduğunu hissediyosunuz. bunun yanında heteroflexible [hetero-esnek mi deseydik aceba?] tiplerin varlığı da dizinin doğallığını bozan etmenlerden biri. öyle umumi helada karşılaştığın her erkekle, 2 kaş göz hareketi sonrası kabinde halvet olunan bir dünya yok maalesef.

* neredeyse her gece, kulübe eğlenmeye giden fekat ertesi gün gayet janti bir şekilde hayatlarına devam eden insanların varlığı. bunu dizide sıradanlaştırılan uyuşturucu kullanımıyla birleştirirsek, normalde insanın 1 haftada perte çıkacağını düşünebiliriz ama yok. hepsi turp gibiler maşallah.

* bir de moda. dizi 2000-2005 yılları arasında yayında olduğu için kıyafetler ve aksesuarlar doğal olarak dönemin modasını yansıtıyo. e yıl olmuş 2013, o demode şeyler gözümü tırmalıyo haliyle. ama emmett'in bir bölümde giydiği şeffaf göğüs pencereli siyah kazak favorimdi heheh.

2 ekim tarihli edit büdüt: hele ilk sezon brian'ın o inek gibi ortadan ayırdığı saçları... arghhh... ilerleyen sezonlarda düzelmişti ama o da ne? son sezon yine benzer bir ortadan ayırma operasyonu! -_-

* e hiç mi bir şey beğenmedin eso beso? derseniz el cevap: müzikler. şorada bölümlerde kullanılan müziklerin listesini bulabilirsiniz.

* son olarak ilk defa mini minnak bir kezbanken görüp etkilendiğim 3. sezon finalinden bir kare:


bu da s02e04'teki onur yürüyüşünde taş gibi bir drag olup beni hayretlere gark eden michael:



*** spoiler içerebilitesi var***

eşcinsel kültüre dair, yerel olmasa da evrensel anlamda bir şeyler öğrenmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bu diziyi online olarak şoradan izleyebilirsiniz.

25 Eylül 2013 Çarşamba

müzik: perfume

mottoları bugün Allah için ne manyaklık yaptın? olan bazı capon kardeşlerimizin, sanal alemdeki marifetlerini takip etmek eğlendirici olduğu kadar bilgilendirici olabiliyor.



işbu video, perfume adlı grubun son albümleri level3 için düzenledikleri dans yarışmasına katılım videolarından biriymiş.

***

perfume, ayano omoto (nocchi), yuka kashino (kashiyuka) ve ayaka nishiwaki (a~chan) adlı 3 kızdan müteşekkil japon pop grubu oluyormuş tabii. detaylı bilgi isteyenler şoraya ışınlanabilirler.

kashiyuka - nocchi - a~chan

her ne kadar kartoloş görükseler de 88'li olan bu hanım kızlar, auto-tunelu kedi yavrusu gibi sesleriyle söyledikleri hareketli parçalar ve altından kalkılması zor, karmaşık dans koreografileriyle dikkat çekiyorlar.

belli başlı şarkılarına gelecek olursak...


1 saat loopa alınca, aferin güzelce delirtin beni moduna sokan videosuyla spending all my time:



fake it:



fushizen na girl:



bonüs olarak canlı performansıyla spice:




dinleyiverin gari.

13 Eylül 2013 Cuma

kitap: sen olmasaydın ben ne yapardım? - guillaume musso

gönül isterdi ki seksili bacak-zeynep kombiniyle çektiğim bi görsel sunayım fekat ablam kitabımı alıp götürmüş. -_-



gabrielle ve martin.
üniversitede başlayan dolu dizgin bir aşk.
araya giren uzuuun mesafeler ve malum sonuç:
kopuş.

yıllar sonra yakın tarihin en ünlü sanat hırsızının, archibald'ın peşinden koşan bir polis olan martin, kendini gabrielle'a yaklaştıracak bir oyunun içinde olduğundan habersiz. acaba bu oyun hepsinin; gabrielle-martin-archibald, hayatlarını nasıl etkileyecek ve acaba onları bağlayan şey sadece bu oyun mu?

***


eğer bir aşk hikayesinden beklentiniz, sulu zırtlak ya da pembiş pembiş maceralar yerine, fantastik öğeler içeren aksiyon dolu bir kurgu ise doğru kitabı elinizde tutuyosunuz.

doğan kitap'tan, 251 sayfa.


***

nöt: olur da okur ve beğenirseniz, aynı yazarın kağıt kız adlı eserini şiddetle tavsiye ederim. kısaca bu kitaptan çok daha tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

3 Eylül 2013 Salı

kitap: terk edildim - matt dunn



kahramanımız edward sıradan bir ingiliz erkeği. 

onu diğerlerinden ayıran ise hikayesi.

10 yıllık kız arkadaşı jane tarafından canım ben 3 aylığına tibet'e gidiyorum, hadi hakkını helal et minvalinde bi mektupla terk edilişi, bizim için onun dünyasına açılan giriş kapısı oluyo.

ed bu 3 aylık süre zarfında mükemmel erkek olup jane'i geri kazanmak için çabalarken ona, yarı ünlü, oldukça kibirli ve her kadını baştan çıkarma becerisine sahip arkadaşı dan, her bar görevlisi gibi bilgece laflar etmekle yükümlü wendy ve spor hocası sam eşlik ediyo.

bize de bu serüveni takip etmek kalıyo.

***

geleyim yorumlarıma:

ed bazen o kadar "naif" düşünüyo ki, yazarın takma isim kullanan bi kadın olduğundan şüphelendim çoğu zaman. özellikle iş sekse gelince çükünün doğrultusuna gitmeyen erkek yeryüzünde yok sanıyorum. düşünce tarzı da pek kadınca geldi o yüzden.

bi de bazı sağlam tesadüfler sağlam yanlış anlaşılmalara yol açabiliyomuş. iyi kurgu, komik sonuçlar.


***

okumasanız da pek bi şey kaybetmeyeceğinizi düşündüğüm bu kitap, tatil zamanı kafa dağıtmak için birebir.

doğan kitap'tan, 362 sayfa.

22 Ağustos 2013 Perşembe

müzik: shinhwa - this love




1998'de çıkışını yapan, 6 kişiden mamul koreli erkek grubu shinhwa, 15. yıllarını kutladıkları the classic albümlerinden çıkan teklileri this love ile karşınızda.

yaş ortalaması 33 olan bu grubun kore müzik piyasasında hala nasıl ayakta kalabildiğine şaşırsam da, this love'ın bombastik bir dans şarkısı oluşu ve vogue dancingle kıvraklaşan videosu sanırım cevabı veriyor.


ben de milyoruncuya izleyeyim bari:



10 Ağustos 2013 Cumartesi

anime: kimi ni todoke

evet cancanlar, bugünkü konumuz ergen günlükleri a.k.a. kimi ni todoke.




kuronuma sawako adlı hanım kızımız, çekingen tavırları nedeniyle lise çağına kadar arkadaş edinememiş, görünümü yüzünden de sadako [halka'daki samara'nın orijinali] lakabını almıştır. bu yalnız hayatı, liseye başladığı ilk gün ken'sinin tam aksi; fazlasıyla popüler ve arkadaş canlısı jönümüz kazehaya shota ile tanışması sonucu acaba ne hale gelecektir?


evet, ilk sezonda 25 [+3 sıpeşıl bölüm], ikinci sezonda da 12 bölümle bunun cevabını arıyoruz.

arıyoruz ama bitene kadar anam ağladı vallahi.


***spoiler içerebilir***

tamam, çekik kültüründe ikili ilişkilerin gelişimi genellikle utangaçlık ve yanlış anlaşılmalar üzerinden ite kaka ilerler ama bu kadarı da öeh dedirtiyo bazen insana. ilk sezon, 25 bölüm boyunca, önce ha anladı anlayacak, sonra ha itiraf etti edecek diye yüreğin ağzında bekliyosun. o sırada sıkılma diye yan karakterler üzerinden sawako'nun arkadaşlık ilişkilerinin gelişimi veriliyo ama asıl olay belli: sawako ♥ kazehaya.

ilk sezonda her şey olup bitti sanıyosanız yanılıyosunuz. hadi kız olaya aydı ama bi de bunun itiraf etmesi var, bi 10 bölüm de bunun için bekliyosun. 2 güzel sahne izleyeceğim diye animenin bitişini beklemeniz lazım yani.

ay işte bunlar heeep ergenlik, heeep çekiklik.


***spoiler içerebilir***


gelelim diğer karakterlere:



sawako'nun yeni ve daha sosyal hayatına uyum sağlaması konusunda ellerinden geleni artlarına koymayan ve sadako'dan sawako'ya evrilmesini sağlayan erkek fatma yoshida chizuru [chizu-chan] ve iyi-kötü kız [bu nasıl oluyosa artık?] yano ayane'ye [yano-chin ya da ayane-chan] kendi çapımda teşekkürü bir borç bilirim. onlar olmasa zavallı sawako bu kurtlar sofrasından nasıl sağ çıkardı?




sanada ryu'ya gelirsek... aman gelmeyelim. adam az konuşuyo, çok yiyo, çok uyuyo. chizu-chan'a hasta bi de eheh.




animede özellikle dikkatimi çeken karakter ise kurumizawa ume [kurumi-chan]. popüler olabilmek için sürekli iyi görünmek ve iyi davranmak zorunda olması, içindeki fesat intikamcıyı bi yere kadar dizginleyebildi tabii; özellikle kazehaya ve sawako arasındaki yakınlaşmanın artmasından sonra. sadece sarışın ve zağrif olmasıyla diil, bu yönüyle de özdeşleştiğim bi karakter oldu ken'si. itiraf edin cancanlar; sizin de hiç yüzüne gülmek zorunda kalıp aslında boğazlamak istediğiniz insanlar olmadı mı? ^^




kazuichi arai, yani nam-ı diğer pin, çocukların baş belası bi sınıf öğretmeni. işi gücü sürekli kazehaya'yı rezil etmek ve onu mümkün olduğunca kendi işlerinde kullanmak olan bu adamı yola getiren kişi ise ayane-chan oluyo genelde.




miura kento ise... ah kardeş, bu sarı pipilerden korkacaksın. hem salak hem sarı pipilerden daha da korkacaksın. 2. sezonda ortaya çıkan bu karakter, sawako tam kendince bi şeyleri çözdüğü anda işleri arap saçına çeviren etkenlerden biri oluyo. neyse ki yine ayane-chan var da gerekli ayarı verip durumu kontrol altına alıyo.


***


2. sezonun kapanış şarkısına [may's - kimi ni todoke] aşık olacağınız bu anime, duyguları adeta bir sevgi pötürcüğüymüşçesine her hücresinde hissetmek isteyenler, yeni doğmuş bebek saflığında aşk arayanlar için birebir.




online olarak izlemek ve daha fazla bilgi almak içün ilk sezon şoraya, ikinci sezon şoraya ışınlanınız.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

dizi: rooftop prince

twitterın atarlı pirensesi, sevgili leithy cat'in tavsiyesiyle açılışı yapalım bakalım.






joseon döneminden veliaht prens lee gak ve adamlarının, veliaht prensesin ölümünü aydınlatmak için 300 yıl sonrasının seul'üne yaptığı yolculuk sonrası başına gelenleri anlatan 20 bölümlük, fantastik komedi türünde bir dizi.

demek isterdim de... dostum bu fantastik komedi diil, bildiğin 100 yeşilçam filmi gücünde drama.

her bölüm zavallı park ha'nın yediği hayat darbelerine, lee gak'la gelişen, vuslatı namümkün aşklarına üzüntüden, ablası hong se na ve ekürisi yong tae moo'nun yaptığı türlü hayvanlıklara sinirden ağlamaktan içim çıktı ulan! tabii fonda bu parça çalarken ağlamamak elde mi.mp3




[insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş sözünün en güzel kanıtı oldu bu dizi benim için. sen dizilere ağlıyolar diye annenin, ablanın karşısına geçip gek gek gülersen daha beteri başına gelirmiş böyle.]






***spoiler içerir***

gelelim yok devenin kırmızı stilettosu! bölümüne. ya da fantastik öğelere mi demeliyim?

* 300 yıl öncesinden gelen adamların teknolojik gelişmelere hop diye uyum sağlaması.
* şeytana pabucunu ters giydirecek hong se na & yong tae moo ikilisinin bulaştıkları her vukuattan yırtmaları.
* hong se na'nın türlü kötülükten sonra ışık hızıyla hidayete erip park ha'ya yardım etmesi.
* bi yanda araba çarpıp uçurduğu halde karaciğer nakliyle hayata dönüp aynı gün ceylan gibi sekmeye başlayan park ha, bi yanda merdivenden yuvarlanıp geçirdiği kafa travması sonucu hakkın rahmetine kavuşan halmoni.
* senelerdir bitkisel hayat süren yong tae yong'un tüm olaylar bittikten sonra uyanıp diziye dahil olması.

***spoiler içerir***





türlü mantık hatalarına rağmen her bölüm yükselen aşk ve heyecan temposuyla merakı canlı tutan, yer yer güldüren bu diziyi, çekik sever bünyelerin izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum.

online olarak izlemek ve daha detaylı bilgi almak için şoraya ışınlanınız.